Logo

Vamık D. Volkan, M.D., DLFAPA, FACPsa.

 
 

 

 
 
 
 
 
 
 
 
Amerika İsrail'i neden bu kadar seviyor?
 
 
 
   Semin Gümüşel - Nevra Yaraç Laçinok 
 
 
 
  
 
İsrail ateşkesi kabul etse de cüreti yeni sorular yarattı. Belki de uzun bir süre için bu İsrail'in son saldırısıydı.
İşte kalıcı barış için aşılması gereken savaş maliyeti...
 
 
 
 
 
İsrail askerleri, bir istihbarat üzerine Gazze'de Beythanun kasabasındaki Umul Nasır Camisi'ne yönelmişti. Bir grup Hamaslı'nın camide İsrail'e yönelik saldırı planı yaptıkları iddia ediliyordu. İçeridekilerse yakınlarından yardım istedi. 23 yaşındaki Hiva Mahmut Recep adında Gazzeli kız, bir arkadaşıyla birlikte çantalarına bol miktarda kara çarşaf alarak camiye koştu. Onların içeri girmesinin ardından kısa aralıklarla camiden ikişer ikişer çarşaflı insanların çıkması, başta İsrailli askerlerin dikkatini çekmedi. Bir süre sonra Hiva ve arkadaşıyla birlikte iki erkek daha içeriden çıkarken birinin ayağındaki askeri botlar askerlerin dikkatini çekti. Açılan ateşte iki erkek ve kız arkadaşı ölürken Hiva ağır yaralandı. İsrail'in Gazze'ye yönelik geçen Mart'ta düzenlediği kara operasyonundan kısa bir süre önce yaşanan olayın ardından Hiva, tedavi için önce Kahire'ye ardından İstanbul'a getirildi. Koltuk değnekleriyle ülkesine dönerken "direnişe devam" diyordu.
 
Hiva'nın genç yaşında bu öfkesinin nedeni, büyük ölçüde İsrail ve kadim dostlarının tutumu. İsrail'e adeta sınırsız yetki veren bu tutum sürerse ateşkes ilan edilse bile Filistinliler'in daha uzun zaman acı çekeceği, İsrail'in ise bir türlü güvenliğinden emin olamayacağı söylenebilir. Geçen yılın son günlerinden beri Gazze'de çok sert ve kanlı bir operasyon sürdürüyordu. Hedef Hamas olarak gösterilse de, ölü sayısı çoğu çocuk olan sivillerle birlikte 1400'ü aştı. En son Birleşmiş Milletler (BM) Mültecilere Yardım Binası ve BM'nin kontrolündeki bir okul daha bombalandı. İsrail eleştirilere kulak tıkayarak operasyonun şiddetini arttırdı ama eskisi kadar rahat değil.

Dünyanın dört bir yanından yükselen protestolara kendi vatandaşları da katılmaya başlamıştı. Geçen iki haftada başta İngiltere olmak üzere ABD, Fransa, Türkiye gibi pek çok ülkeden Yahudiler, hem Yahudi imajının zedelenmesinin önlenmesi hem de can güvenlikleri için İsrail'e operasyonu durdurmaları yönünde çağrıda bulundu. ABD'nin bağımsız araştırma kuruluşu PEW'in Gazze'de operasyon sürerken gerçekleştirdiği ankette de değişiklikler göze çarpıyor. Buna göre, Amerikalılar arasında İsrail'e sempati duyanların oranı 2006'da yüzde 52 iken bugün bu oran yüzde 49'a düştü. İsrail'in 2006'daki Hizbullah operasyonunu Amerikalılar'ın yüzde 45'i onaylamıştı, Gazze'deki operasyonda bu oran yüzde 40. Öte yandan PEW'in Eylül 2008'de yaptığı bir araştırmaya göre, Avrupa'da antisemitizm yükseliyor. Örneğin, Yahudiler'e olumsuz bakış 2005'te İspanya'da yüzde 21 iken, bugün yüzde 46'ya vardı.

Bu koşullarda akla gelen ilk soru, İsrail'in tüm dünyayı karşısına alacak bu cüreti nereden bulduğu. Cevaplardan biri, ABD'nin bugüne kadar İsrail'i koşulsuzca desteklemesi olabilir. Peki yeni ABD Başkanı Barack Obama'nın uygulayacağı söylenen yumuşak güç (softpower) ve uzlaşma temelli dış politikası bölgeye nasıl yansıyacak? Obama, Hamas veya İran ile diyalog derse İsrail ne tepki verecek? İsrail'in en ünlü gazetecilerinden ve Haaretz gazetesi yazarları Gideon Levy, gerçekten kararlı, inanmış bir Amerikan yönetimi olursa İsrail'in söz dinlemek zorunda kalacağını düşünüyor. "Kararlı bir Amerikan politikasına direnecek hiçbir İsrailli başbakan yok. ABD'siz bir İsrail, İsrail değildir" diyor Levy.

Kurulduğu 1948'den bu yana altı savaş ve pek çok sınır ötesi çatışma yaşamış İsrail'in siyasetinin temel belirleyicileri güvenlik ve savunma. II. Dünya Savaşı'nda (1942-1945) uğradıkları soykırım ise Yahudiler'in zihnindeki en taze olan iz belki de. Ama bu, kendileri gibi zihinlerinde kapanması zor yaralar oluşacak başka halklar yaratmalarını açıklamada yetersiz.İsrail'deki Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü'nden İsrail dış politikası uzmanı Roni Bart'a göre bu mazi üzerine kurulan İsrail devletinin dış politikasının üç temel hedefi var: "Düşman ülkeler" ile dolu Ortadoğu bölgesinde İsrail'in varlığını güvenceye almak, barışı sağlamak ve sonuçta ABD'nin çok iyi ve yakın dostu olarak kalmak. "Zira biz ABD olmadan İsrail'in varlığının da sorgulanabilir olduğunun farkındayız" diyor Bart. ABD ve İsrail arasında yıllardır süren yakın ve özel ilişkininse öncelikle demokrasiye, Yahudilik ve Hıristiyanlık arasındaki bağa ve jeopolitik konum gibi ortak çıkarlara dayandığını düşünüyor. Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği tehdidine karşı ortak mücadele, 2001 sonrasında radikal dinci terörizme karşı verilen savaş diğer saikler. Ancak bu yakınlığın en etkili sebebi ABD'deki Yahudi lobisi.

Ortaçağ'dan beri tarımla uğraşmaları, üniversiteye girmeleri, askerlik yapmaları ve kamu görevlisi olmaları yasak olduğu için Yahudiler faaliyet gösterebilecekleri tek alan olan ticaret ve bankacılıkta başarı elde ettiler. İşte bu nedenle bugün ABD nüfusunun sadece yüzde 3'ünü oluştursalar da, bu ülkede ve dünyanın dört yanında ciddi ekonomik güce sahipler. 2006'da Harvard Üniversitesi'nin Kennedy Okulu'nun dekanı Prof. Stephen Walt ile Chicago Üniversitesi'nden Prof. John Mearsheimer adlı iki uluslararası ilişkiler hocası, ABD'deki Yahudi lobisini, gücünü, nasıl çalıştığını inceleyerek "İsrail Lobisi ve ABD Dış Politikası" adlı bir makale yayınladılar. ABD'de çok ciddi tepki gören makale bir süre sonra aynı adla kitap olarak da yayımlandı ve 20'den fazla dile çevrildi. ABD'nin İsrail'e her yıl 3 milyar dolar yardım yapması (bu rakam her İsrail vatandaşı için 500 dolara tekabül ediyor); İsrail'e NATO'dan esirgediği istihbaratı vererek nükleer silahlarına göz yumması gibi daha önce gündeme gelmeyen konular bu kitapla tartışmaya açıldı. İki uzmana göre, ABD basınının önde gelen mecralarında İsrail yanlısı yazarların sayısının İsrail karşıtlarına oranı yaklaşık 10 kat fazla.
 
Walt ve Mearsheimer, Yahudi lobisinin medya ve bankacılık sektörünü elinde tuttuğunu, Hollywood'dan New York Times ve Wall Street Journal gibi gazetelerin yönetimine, hükümet politikalarının belirlenmesinde büyük etkisi olan düşünce kuruluşlarına kadar pek çok kritik yere hükmettiğini iddia ediyor. Amerika İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC) gibi en güçlü Yahudi lobileri Kongre'de İsrail'i eleştirenleri antisemitizmle suçlayıp tekrar seçilmelerini engelliyor. Üniversite kampuslarında İsrail politikası karşıtı söylemlerin izi sürülüyor. Buradan yola çıkan iki uzman, stratejik açıdan "İsrail'i ABD'nin sırtında yük" olarak değerlendiriyor. Bu ilişki nedeniyle ABD'nin Arap dünyasıyla ilişkilerinin zedelendiğine, Usame bin Ladin gibilerin cesaretlendiğine ve ABD'nin terörizmin hedefi olduğuna dikkat çekiyorlar. Walt ise "İsrail Filistin çatışması sürdükçe, ABD'ye nefretin artacağını ve terörist gruplara yeni katılımların olacağını" özellikle belirtiyor Newsweek Türkiye'ye.

"Devletlerin dostları yoktur, çıkarları vardır." Henry Kissinger'ın bu sözünü hatırlatan antropolog ve İsrailli barış aktivisti Jeff Halper ise bu ilişkiye karşı taraftan yaklaşıyor. Ona göre ABD'nin İsrail'i desteklemesinin asıl nedeni, büyük Ortadoğu'daki hegemonyasını sürdürmek için, kendi çıkarına olan politikalarını uydu devleti olarak gördüğü İsrail'e yaptırmak istemesi. Uzun yıllar ABD'de yaşayan Halper, "Bunun karşılığında, ABD İsrail'in yerleşim politikalarını ve işgali sürekli kılma girişimini destekliyor" diyor.

Aslında bugüne kadar İsrail'i eleştiren 40'tan fazla BM kararını veto eden ABD'nin son kertede hep İsrail'i desteklemesinin en önemli nedenlerinden biri kamuoyunda Yahudiler'e beslenen büyük sempati. Washington merkezli düşünce kuruluşu Brookings Institute'ün Türkiye Programı Direktörü Ömer Taşpınar'a göre bu koşulsuz desteğin üç nedeni var: "Yahudi soykırımı (II. Dünya Savaşı'nda 6 milyonluk dünya Musevi nüfusunun yarısının yok edilmesi); din (ABD'de sayıları 40 milyonu bulan Evanjelistler ABDİsrail dayanışmasının en önemli destekçileri) ve ABD'nin bu meseleye Filistin halkının ezilmesi şeklinde değil, 5 milyonluk İsrail'in 350 milyonluk Arap dünyasına karşı yaşam mücadelesi olarak bakması."

Ancak İsrail'e yaklaşım dünyanın her yerinde ABD'deki kadar hoşgörülü değil. Özellikle de İsrail'in Gazze'de "orantısız şiddet" kullanması imajını ciddi anlamda zedeledi. Bu yöndeki eleştirileri İsrail Devlet Başkanı Şimon Perez, "İsrail PR ya da imajını düzeltmek peşinde değil. Teröre karşı savaşıyoruz ve vatandaşlarımızı korumak için her türlü hakka sahibiz" diye cevaplıyor. Gelen tepkiler ve araştırmalar Perez'i doğrulamıyor. İsrail'deki Hebrew Üniversitesi'nden Tamir Sheafer ve Itai Gabai, 2008 başında yaptıkları bir çalışmada Gazze'den çekilmesinin ardından İsrail'in imajının uluslararası basında beklenenin aksine daha da kötüleştiğini saptadı. Bunun nedeninin İsrail'in hâlâ işgalci bir devlet olarak görülmesi olduğunu belirten Sheafer, Newsweek Türkiye'ye yaptığı açıklamada "İsrail'e olumsuz bakışın şu an en yüksek seviyede olduğu" söylüyor.
 
1979-86 yılları arası, Amerikan Psikiyatri Cemiyeti'nin (APA) görevlendirmesiyle Filistin ve İsrail toplumlarında çalışmalar yürüten Virginia Üniversitesi'nden Prof. Vamık Volkan, iki toplumun psikolojisini de şöyle özetliyor: "İsrail'de, yaşanan soykırımın etkisiyle, 'bir daha asla' düşüncesi var. Böylece sadist bir anlayış gelişti. Filistinliler'de ise tam tersi yönde bir mağduriyet hissi var. Onlar da hak edinme psikolojisi ve uzun süreli mağduriyet sonucunda aşağılık kompleksi, yas tutamama, 'komşum öldü, ben ölmedim' hisleriyle bu psikolojiyi destekliyor." İki toplumda da nesilden nesile aktarılmış bu psikoloji aşılmadan, bir barış zor görünüyor. Volkan gibi pek çok kişi de bunu durdurabilecek tek gücün ABD olduğunu düşünüyor.

İlk kez 1960'larda dönemin ABD başkanı John F. Kennedy'nin "özel ilişki" olarak tanımladığı ABD İsrail ilişkilerinde, bu hafta devreye giren Obama faktörü de önemli. Uluslararası İlişkilerde Küresel Araştırma Merkezi (Global Research in International Affairs) Direktörü Prof. Barry Rubin, "iki ülke arasında ilişkilerin değişmeyeceğinden" emin. Obama seçim kampanyası süresince Yahudi lobisiyle hiç ters düşmedi. Ancak ABDİsrail ilişkileri uzmanı Roni Bart'ın şüpheleri var: "Aday Obama bugüne kadarki seleflerine ve Washington'da hâkim dile göre çok daha dengeli bir söylem tutturdu. Filistinliler'in çektikleri acıdan pek çok Amerikalı politikacıdan daha fazla söz ediyor, hatta bunu seçim döneminde yapacak kadar da cesurdu." İsrail'deyse bu konuda endişe hâkim. Obama'nın Hamas ve İran ile görüşüp görüşmeyeceği merakla bekleniyor. Bart, "ABD İsrail'in isteklerine ters bir baskı yaparsa, Tel Aviv'in buna boyun eğmekten başka şansı olmaz" diye ekliyor sözlerine.

Aslında Obama etkisi iki ülke ilişkilerinde hissedilmeye başladı bile. Gazze saldırısının zamanlaması bu hissi güçlendiriyor. Columbia Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü Direktörü Prof. Richard W. Bulliet saldırı için "Bush yönetiminin otomatik desteği arkalarındayken, siyasi dengeyi sağlamak için İsrail'in elindeki son şanstı" diyor. "Bu zamanlama İsrail'in 'Obama bu askeri eyleme Bush kadar hoşgörüyle yaklaşmayacak' kanısında olduğunun da göstergesi."

Yaşananlar, uzun bir süre için İsrail'in son askeri saldırısı olabilir.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Copyright © Vamık D. Volkan and Özler Aykan 2007.
 
All rights reserved. 
 
 
Policies & Info / Accessibility / Sitemap / RSS / JSON
 Webmaster: Oa Publishing Co. 
Editor: Özler AYKAN
Last modified on: May 28, 2012