Logo

Vamık D. Volkan, M.D., DLFAPA, FACPsa.

 
 

 

 
 
 
 
 
 
 
KÜRT SORUNUNA AĞAÇ MODELİ...
 
 
 
 
İçişleri Bakanı Atalay ile görüşen Prof. Dr. Vamık D. Volkan, Kürt sorununun çözümünde "Ağaç" modeli önerdi.
Bu modele göre "Kök" soruna teşhis koymak, "Gövde" görüşleri ortaya koymak, "Dallar" ise geliştirilen çözüm yolları...
 
 
 
Zübeyde Yalçın
 
 
 
 
 
Hükümet, tüm kesimlerin görüşüne başvurduğu "Kürt açılımı" sürecinde,
 bu konuda dünyanın en önemli uzmanlarından biri olan Prof. Dr. Vamık D. Volkan ile de görüştü.
Geçen hafta içinde İçişleri Bakanı Atalay ile görüşen Volkan, Kürt sorununun çözümünde "Ağaç Modeli" önerdi.
Bu çalışmanın uzun sürebileceğini ve acele edilmemesi gerektiğini belirten Volkan iki de önemli uyarı yaptı:
"Öcalan sürece dahil edilmesin", "Af için erken".
 
Dünyanın dört bir yanında savaşan toplumların tekrar birarada yaşamasını sağlamaya yönelik çalışmalar yapan,
Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterilen Prof. Dr. Vamık D. Volkan, Girne'deki evinde SABAH'ın sorularını yanıtladı:
 
                      
 

Zübeyde Yalçın:                             PKK'nın ilk eylemini yaptığı 1984 yılı ile bugün arasında ne fark var? Bu sorun nasıl evrim geçirdi? Türkiye bu sorunu çözüp 1984 öncesine dönebilir mi?
Vamık Volkan:                               Büyük bir trajedi gelişti ve 30 yıldır devam ediyor. Bu trajediler kimlik ile ilgili olduktan sonra kimliklere daha çok sarılırız... 1950, daha sonra 1974'te Türkiye'ye geldi. Ben Türk-Kürt işini konuştuğumuzu hatırlamıyorum. O bir mesele değildi, herkes vatandaştı. Büyük kimlik Türkiyelilikti. Bir beraberlik vardı... Avrupalı Afrika'dan çekilince, en önemlisi de Sovyet İmparatorluğu yıkılınca "biz kimiz" sorusu ortaya çıktı. Etnik kimlikler yükseldi. Aynı şey Türkiye'ye de sıçradı. Bundan önceki tarihi süreçte sağcılık, solculuk, komünizm ve batılılık vardı. PKK öyle başlamıştı. Ansızın etnik bir kimlik oldu. O kadar trajedi olunca her vatandaş böyle büyük kimliği daha sıkı sıkı tutuyor. Bu nedenle eski Türkiye'ye döneceğimizi ümit etmek tamamıyla hayal.
 
Z.Y.:                                               Çözüm üretmek için çok geç kalındığını düşünüyor musunuz?
V.V.:                                              Bazı girişimler vardı. Birileri "Biz Türküz bilmem ne, bilmem ne" dedi olmadı. Muazzam önemi olan şudur; Ermeniler başlarına geleni bilinçli ya da bilinçsiz Yahudilerin holokostu (soykırım) gibi telaffuz ediyor. Şimdi Kürtler bunu geliştirmeye çalışıyor. Ermenilerde olduğu gibi yıllar geçtikçe psikolojik gerçek gelişiyor. Psikolojik gerçekte, hem gerçek hem mitoloji hem fantezi birbirine girip gerçek gibi kabul ediliyor. Ondan sonra bunu değiştirme imkânı neredeyse hiç yok. O zaman diğer ülkeler 'ayırın bunları' filan diyecek. Ne zaman bir girişim çıkarsa ben onu olumlu görüyorum. ABD'de Türk olduğumu söylediğimde hemen bana "Ermenilere ne yaptın sen" deniyordu. Türk dediğimde şimdi "Kürtlere ne yaptın" diye soruyorlar. 
 
Z.Y.:                                              Çözümün modeli ne olmalı?
V.V.:                                             Daha önce Estonya gibi ülkelerde ağaç modelini uyguladık. Ağacın kökleri soruna teşhis koymaktır. Çatışmanın psikolojik değerlendirmesi demektir. Bu işleri anlayanlardan bir ekip kuruyorsun. İki gruptan kişiler (Kürt-Türk) burada yer alıyor. Bu şair, general olabilir. Hükümetin bir temsilcisi de isterse bu grubun içinde olabilir. Bunlar oturup konuşuyor ,birbirlerini anlamaya çalışıyor ve öneriler iki tarafın temsilcilerinden geliyor. Bu da ağacın gövdesi. Bazı yerlerde bu grup ile yaptığımız çalışmalar üç yıl sürdü... Öneriler onlardan gelecek... Bir de dallar var, yukarı çıkıyor, aşağı iniyor. Türk-Kürt işleri kimlik meselesi oldu. Onu göze almadan ne yapsanız onun bozulma olasılığı var. Yüzlerce model var ama böyle ciddi model (ağaç modeli) yok.
 
 
Prof. Dr. Vamık D. Volkan: "Norşin" çok normal... 
  
 
Z.Y.:                                              Köy isimlerinin değiştirilmesi bir adım olabilir mi?
V.V.:                                              Bazen basit şeyler bile ortamın gelişmesiyle kabul edilir. Mesela Cumhurbaşkanı Gül, "Norşin" dedi... Bence onun gibi şeylerin çok normal sayıldığı bir ortam gelişirse, kimse bir daha bu tür tartışmalara metelik vermeyecek. Ben takdir ettim, Cumhurbaşkanı Gül'ün sembolik bir ifade kullanmasını. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın "Hakkari ve Yozgat'taki anneler çocukları için aynı duayı okuyor" sözlerini de beğendim. Ancak, siyasi parti liderleri bu süreçte son derece dikkatli olmalı ve çocuklarını kaybeden tüm annelerin acılarını anlamaları gerekir. Evladını yitiren annenin çocuğunun "sevilecek biri" olması durumunda yas bir şekilde bitecektir, aksi takdirde daima sürecektir.
 
Z.Y.:                                             Çözümde dinin ön plana çıkarılması gerektiği görüşleri var...
V.V.:                                             Etnik kimlik, dini kimlikten daha üstündür. Birinin aynı dindeniz diye barış yapacağını, terörizmi bitireceğini sanıyorsan mahvoldun demektir. Boşu boşuna vakit kaybı. Aynı dinde kaç kişi birbirini öldürüyor. Türk-Kürt kimliği meselesine bilmeden din de karıştı. Bu ulusal tümlüğü bozdu. Bu sorunu daha da ağırlaştırdı. Dini politikaya karıştırmasınlar, Türk-Kürt işinin içinden çıkılmaz hale geliyor. Türkler arasında beraberlik olmuyor. Bu kez başka yeniden ayrılma var.
 
                           
 
Prof. Dr. Vamık D. Volkan: Liderler Kruger Parkı'na gitsin!
 
 
 
Z.Y.:                                             Bu tür önemli dönemlerde yapıcı liderler gerektiğini söylüyorsunuz. Liderler bu tanımlamaya giriyor mu?
V.V.:                                             Herkese rahatlık verecek, kendi kimliklerine gururla tutunup başkalarını incitmeyen bir toplum geliştirirse öyle bir lider tamamıyla onarıcı olur. Şu anda "şu kimliği geliştirirsem onarıcı, şu kimliği tutarsam onarıcı olacağım" diyen liderler var. Enerji boşa tüketiliyor Türkiye'de. Toplumun içinde özel bir probleme odaklanınca daha güzel yollar bulabilirsiniz. Türk-Kürt işine odaklanıyoruz. Ama bütün şeyleri ortadan kaldırmak çok zor. Benim önerim, liderlerin Güney Afrika'da Kruger diye bir park var, oraya gitmeleri. Oranın vatandaşları hep hayvan, hepsi serbest. İnsanlar gidince kapalı yerlerde kalıyor. İyi bir tedavici ya da lider olmak isterseniz gidip gözlem yapın. İnsan aklı gelişti ama bir de tabiat var. Hayvanlar birbirini yiyor, daima rekabet içinde. Aslan dişi aslana baskı yapıyor. Öğrenmek için çok şey var orada. İnsanların da iç dünyasında biyolojik, psikolojik süreçler var. İnsan olduğumuz için düşünebiliyoruz. Yine de baskı altında olduğumuzda tabiatta gördüğümüz şeyler insanlarda da ortaya çıkabiliyor. Havyanlar hiç olmazsa biyolojik duygularına göre, rutin bir sürece göre hareket ediyor. İnsanların kafası çok geliştiği için, kimlik işleri ortaya çıktığında onların da ötesine geçip, daha kötü şeyler yapıp birbirini öldürüyor. Kürtler kimlik ve tarihini daha iyi bilir, Türkler kendi kimliğini daha iyi bilir. Konuşturalım, birbirini anlasınlar ama acele bir sistemle değil. Gelişmiş sistemle konuşmamız, birbirimizi anlamamız gerekir. Öneriler ortaya çıkar. Bazıları uygulanabilir. Öğrendikçe yapabilirsin.
 
 
 
Kruger Ulusal Parkı, Güney Afrika.
 
 
 
 
Z.Y.:                                           Peki bu süreçte liderlerin tavrı ne olmalı? 
V.V.:                                           Liderlerin tavrı çok önemli. Bütün liderlerin gerçekten bunu düşünmesi gerekir. Bazı liderler "konuşmam" diyor. Ne demek konuşmamak ya? O politika için bir şey, ulusal bir şey değil. Ondan sonra hürmetli olmak lazım. İki gruba da aşağılanacak hiçbir şey yapmamak lazım. Çünkü ikisi de üzülmüş, evlatları ölmüş. Yas tutmanın psikolojisini liderlere ve herkese öğretmek gerekiyor. Kitap çıkartacağım herkes okusun diye.                          
 
Z.Y.:                                          Ne anlatacasınız kitabınızda? 
V.V.:                                         Yas tutma. Bir kayıp olduğu zaman insanın hangi süreçten geçtiğini detaylı biliyoruz. Fakat mikrop giriyor. Mikrop girdiğinde onu temizlemek lazım. Kürt-Türk işlerinde mikroplar var. Geçen gün duydum bir kadın üç oğlunu kaybetmiş, aşağılanıyor. Yas tutmak demek bu kaybın olduğunu kabul etmek demek. Eğer yas tutma normal olursa kaybettiğin nesne ile özdeşim yapıyorsun. Sen ölene kadar ölmüyor ama içinde kalıyor iyi bir şekilde. Aksi halde sana diken gibi batar. Teröristler bize göre "fena adam" ama anneye göre değil! Bir yolunu bulmak gerekir. Milli, etnik gururu incitmeden aynı zamanda bu annelerin kaybolan çocuklarını kendi "insan çocuk" olarak gördüklerini görmesi gerekir liderlerin. Annenin bu kaybı kabul etmesi için "çocuğu sevilecek biri olursa" içine alıyor, yas bir şekilde bitiyor. Aksi halde devamlı saklaması gerekir. Başbakanın son açıklaması bu açıdan iyi. Bir yolunu bulmamız gerekiyor. Liderleri önce bir araya getirelim gizli olarak. Liderlere Güney Afrika'daki Kruger parkına giderek gözlem yapmalarını öneriyorum. Baskı altındayken tabiatta gördüğümüz şeylerin insanlarda da ortaya çıkabileceğini orada kolaylıkla gözlemleyebilirler. 
 
Z.Y.:                                          Abdullah Öcalan bu sürecin neresinde olmalı?
V.V.:                                          Hiçbir yerinde olmamalı...Abdullah Öcalan, Kürt sorununu ortaya çıkardı. Yalnız Türklerin değil, gözünü kırpmadan Kürtlerin, çocukların öldürülmesine izin verdi. Öcalan katil... Ben böyle bir kişiyi bu girişime sokmam. Bu girişimin yeni bir düzen, barış, yeni bir Türkiye isteyenler tarafından yapılması gerekir. Öcalan 'ben değiştim' dese bile bu çok geç. Mahveder süreci. Yas tutmayı alevlendirir. Bu kadar Türk asker, bu kadar anne yas tutuyor. Öcalan'ı politik muhatap gibi alırsan halktan destek gelmez.
 
Z.Y.:                                         Öcalan'ın muhatap alınması gerektiğini söyleyen bir de siyasi parti var...
V.V.:                                         Ben politikacı değilim. Ama ben karar vermişsem "bunu yapmayacağım", bir çaresini bulurum. Yine konuşmaya devam ederim ama Öcalan'ı işin içine sokmam. Bunun Kürtler için de iyi olmadığını onlara anlatırım. Öcalan Gandi olsaydı başka olurdu. 
  

Prof. Dr. Vamık D. Volkan: Genel af zamansız!
   

Z.Y.:                                         Tartışmalar genel af üzerinde kilitlendi... Çözüme katkısı olur mu?
V.V.:                                         Zamanı değil şu anda... Sihirbazlıkla olacak iş değil. Bunlar konuşulduktan sonra, mesela Kürt vatandaşlardan gelecek örnekler olabilir; kimler affedilsin, kimler affedilmesin diye. O zaman kimseyi aşağılamıyorsun. Daha gerçeğe yakın bir şey buluyorsun...
 
Z.Y.:                                         Af ne zaman gündeme gelmeli?
V.V.:                                         Ortamın yaratılması gerekir. Onun için adım adım gidilmeli... Cevabı ben de bilmiyorum. Bunun topluma bir yardımı olmayacak. Toplumu konuşturmak lazım. Birbirini öğrenecek. O zaman başka bir ortam ortaya çıkıyor. Şu andaki ortam bir girişim ortamı. Bunu kaybetmeyelim diyorum. Konuşma, girişim ortamı. Öneriler gelecek. Birisi şimdi yapılması gerekmeyen, abartılı bir öneri verirse o bozuyor. Bütün mesele böyle bir ortamın yavaş yavaş gelişmesini sağlamak.
 
Z.Y.:                                         Bu sürecin Türkiye'yi böleceği ya da federasyona götüreceği senaryoları var...
V.V.:                                         Bunlar da hayal, imkansız. Başka çare yok; Türkiye'de halkın yine rahat rahat yaşayacağı bir duruma dönmemiz gerekiyor. Aynısı olmayacak fakat barışçıl bir şekilde yaşama durumuna dönersek en mantıki ve pratik şey odur... Diplomat bir arkadaşım, diplomasiyi bir basketbol oyununa benzetiyor. Siz bir şey atıyorsunuz, ben atıyorum. Oyunun kuralları var. Sonuçta biri kazanıyor. PKK'dan sonraki durum sanki bir varil yağ yapıp basketbol sahasına dökmüşüz gibi. Yapılması gereken şeylerden biri bu sahayı, bu kayganlık ve yağdan kurtarmak, yağı silmek... 
 
Z.Y.:                                         Kuzey Irak'ta kurulacak Kürt devleti süreci nasıl etkiler?
V.V.:                                         Kürt devleti sorun olmaz. En sonunda Türkiye'ye çok yaklaşık bir devlet olabilir. Ne denizleri, ne bir şeyleri var. Arap ve İranlılar ile araları iyi değil. Yapacakları en iyi girişim Türkiye'nin küçük kardeşi olmalarıdır.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 




 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Copyright © Vamık D. Volkan and Özler Aykan 2007.
 
All rights reserved. 
 
 
Policies & Info / Accessibility / Sitemap / RSS / JSON
 Webmaster: Oa Publishing Co. 
Editor: Özler AYKAN
Last modified on: May 28, 2012