Logo

Vamık D. Volkan, M.D., DLFAPA, FACPsa.

 
 

 

 
 
 
 
 
 
 
Prof. Dr. Vamık Volkan: Ermeni toplumsal kimliğini anlamalıyız...
 
 
 
Amerika’da yaşayan Prof. Dr. Vamık Volkan,
son dönemde Türkiye’nin komşularıyla ilişkileri konusunda, fikirlerine başvurulan etkili isimlerden...
 
 
Figen Yanık
 
 
 
 
 
Geçtiğimiz ay, Cumhurbaşkanı Gül ile Çankaya Köşkü'nde yaptıkları özel görüşmede,
 "düşmanların yan yana yaşatılmasının metodları" hakkında bilgi veren Prof. Dr. Vamık Volkan,
"Ermenilerle görüşürken psikopolitikten yararlanmak gerekiyor" diyor.
 
Kimlik çatışmaları üzerine yaptığı çalışmalarla bütün dünyada tanınan ve
"Türkiye'ye geldiğim zaman mahalle baskısını üzerimde hissediyorum'', sözleriyle dikkat çeken
Prof. Dr. Vamık Volkan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün,
Ermenistan'a ziyareti öncesinde görüşüp fikirlerini aldığı önemli isimlerden biri.
27 ülkede yaptığı psikopolitik araştırmalar ve barış çabaları üzerine birkaç kez Nobel Barış Ödülü'de aday gösterilen,
Prof. Dr. Volkan, Cumhurbaşkanı Gül ile yaptıkları çok özel görüşme hakkında bilgi verirken,
bu görüşmelerin devam edeceğini de açıkladı.
 
 
 
 

Figen Yanık:                                  Cumhurbaşkanı Gül ile Çankaya Köşkü'ndeki beş saat sürdüğü açıklanan özel görüşmeniz oldukça dikkat çekti ama neler konuştuğunuz hâlâ sır gibi saklanıyor. Sadece toplantının ana temasının "düşmanların yan yana yaşatılmasının metodları nedir?" olduğu açıklandı. Neler konuştunuz?
Vamık D. Volkan:
                         Cumhurbaşkanı Gül'e benim psikopolitik alanda 1979'dan beri yaptıklarım hakkında bilgi vermişler. O da benimle tanışmak istemiş. Gül beni çok iyi karşıladı. İkimiz yalnız öğle yemeği yedik. Yemekte birçok konudan söz ettik. Örneğin; Gürcistan, Güney Osetya, Kıbrıs, Türkiye'de
birlik ve beraberlik yaratma, Türk dış politikasında "savunma" pozisyonuna düşüp düşmeme... Din ve siyaset konusu konuşulmadı. Ayrılırken Gül, gelecekte tekrar görüşmemizi ümit ettiğini söyledi. Köşkten memnun olarak ayrıldım. Sayın Gül ile buluşmadan önce görüşmenin 45 dakika olacağı söylenmişti. Fakat ikimizin beraber olduğu öğle yemeği çok daha uzun sürdü. Cumhurbaşkanıyla görüştükten sonra yüksek sorumluluk taşıyan bürokratlar ve Sayın Gül'e yakın olduklarını anladığım başka kişilerle de beş saat görüştüm.

F.Y.:                                               Onlarla hangi konuları konuştunuz?
V.V.:                                               Bilhassa "kimlik" kavramı ve 'kimlik çatışmaları" ile ilişkili toplumsal psikolojik süreçler üzerinde odaklandık. Sonra da bu kavramlarının Türkiye'deki iç ve dış siyaset konularını incelemede yardımı olup olmayacağı tartışıldı.

F.Y.:                                               Cumhurbaşkanı Gül'ün Ermenistan'a gitmesini nasıl karşılıyorsunuz?
V.V.:                                              Sayın Gül'ün Ermenistan'a gitmeyi düşünmesini iyi karşılıyorum. Türkiye-
Ermenistan ilişkilerinin yüksek diplomatik çevrelerde görüşülmesinin, bu konunun bitmez tükenmez şekilde gayriresmi olarak tartışılmasından çok daha iyi olacağına inanıyorum. Böyle görüşmeler olursa yine "toplumsal kimlik" kavramını iyice incelememiz gerekecek. Yıllar önce "Türk-Ermenistan Uyuşma Komitesi'nin (TARC)" Türkiye temsilcileri arasındaydım. Amerikan yöneticisinin beceriksizliği nedeniyle iki-iki buçuk yıl bu komitede çalıştıktan sonra komiteden istifa eden ilk Türk temsilci oldum. Bu arada Ermeni "toplumsal kimliği" hakkında daha yakından bilgi edinebildim. Ermenilerle görüşürken politik psikolojinin ortaya çıkarttıklarından gelebilecek yardımın inkar edilmemesini temenni ederim.
 
F.Y.:                                              Uluslararası ilişkilerde Türkiye'nin
hep "savunmada" kaldığını ileri sürüyorsunuz. Öneriniz ne?
V.V.:                                             Çok kabiliyetli ve etkili olan birçok Türk diplomat tanıyorum. Fakat nedense benim Amerika'da gözlediğim Türk diplomasisinin Ermeni veya Yunan lobilerine karşı tavrının çok defa "savunma" pozisyonunda olduğudur. Bu pozisyonda olunca bizi dinlemek isteyenlerin sayıları çok azalıyor. Sayın Gül ile konuşurken onun Türkiye diplomasisisnde, "
savunma pozisyonunu" çok iyi anladığını ve bunu değiştirmek istediğini duydum.

F.Y.:                                             Türkiye'nin sizce,
şu dönemde coğrafi açıdan en önemli sorunu Rusya mı, Ermenistan mı, Irak mı? Ya da başka bir ülke/ülkeler mi?
V.V.:                                             Bugünlerde en çok konuşulan konu Gürcistan'da olup bitenler. "Kimlik Adına Öldürmek" kitabımda, Gürcistan'daki etnik problemlerin birçok yönünü anlatmıştım. Gürcüler ve Güney Osetyalılar arasında uyum sağlamak için altı yıl oralara gidip gelmiştim. Gürcistan Cumhurbaşkanı Saakaşvili kumar oynadı ve kaybetti. Dışarıdan onu kışkırtanların olup olmadığını bilmiyorum. Gövde gösterisi yapmaları için Ruslara büyük bir fırsat verildi. Rusların yaptıklarını değiştirmek için hiçbir kuvvet yok. Dünyada yeni bir siyasi durum ortaya çıkmış bulunuyor. Ruslar, Türklerin Gürcistan'a yardım ettiklerini söyleyerek Türklere kızmış durumdaydılar. Sayın Gül'le görüştüğümüz gün Başbakan Erdoğan'ın önce Rusya ve daha sonra Tiflis'e gitmesini dengeli bir politika yürüteceğimizin başlangıcı olarak algıladım. Bugünlerde en çok konuşulan ikinci konu Amerika'daki Cumhurbaşkanlığı seçimleridir. Yeni Amerikan Cumhurbaşkanı, karşısında yeni bir Rusya bulacaktır. Bu nedenle kimin yeni Amerika cumhurbaşkanı olacağı, Amerika-Rusya ve diğer milletlerarası ilişkileri çok etkileyecektir. Türkiye'nin
bunu da göz önünde tutarak şimdiden Amerika'nın yakın gelecekteki cumhurbaşkanı ile nasıl etkili bir bağlantı kurulacağını planlaması çok önemlidir. Amerika'da kimin cumhurbaşkanı olacağı, Irak'ta gelişecek olayları da çok etkileyecektir.
 
F.Y.:                                             Güney Osetya ve Abhazya'yı tanırken Kıbrıs'ı tanımamaktaki ısrarını nasıl yorumluyorsunuz?
V.V.:                                             Rusya, Güney Osetya ve Abhazya'yı tanıdı. Başka Devletlerin Rusya'yı takip edip etmemesi, pratikte önemli olmayacaktır. Güney Osetya ve Abhazya, Gürcistan'dan ayrılmış ve Rusya tarafından korunan devletler olarak kalacak. Güney Osetya, Abhazya ve Kıbrıs problemleri arasındaki farklılıklar önemli. Rusya, Türkiye'den
çok daha kuvvetli olduğu için onların Güney Osetya ve Ahbazya için yaptıkları ve yapabileceklerini, Türkiye,  Kuzey Kıbrıs için yapamadı. Bugünlerde Kıbrıs'ta "tek bir devlet" kavramı konuşuluyor. Bunun en çok dışarıdan gelen bir "Kıbrıslı" Milleti yaratma ve böylece adada bir çözüm bulma hezeyanı yankıladığını görüyorum. Bugün Kuzey Kıbrıs'ta büyük ve bazen akıl almayacak kadar çatışmalı "toplumsal kimlik" problemi gelişmiş durumda.

F.Y.:                                            Bunun nedenlerini nasıl açıklıyorsunuz?
V.V.:                                            Bunun dıştan ve içten nedenlerini "Kıbrıs: Savaş ve Uyum" adlı kitabımda açıklamaya çalıştım. Kıbrıslı Türkler, Türkiye'siz
bir şey yapamazlar. Fakat bugünlerdeki "kimlik" karmaşasının incelenmesi ve ortadan kaldırılması gerekiyor. Bu karmaşanın, bilhassa Kıbrıslı Türkleri, Türkiye'deki Türklerden ayıran kısmına iyice bakmalıyız. Benim çok hürmet ettiğim bir hocam vardı, bana; "Sen kendini iyi etmeden kimseyi iyi edemezsin", diye nasihat verirdi. Bugün Kuzey Kıbrıs'ta "Türk", "Kıbrıslı Türk", "Türk Kıbrıslı", "Dışarıdan gelen Türk", "Kıbrıslı", "Avrupalı'" ve "Hiçbir şey" başlıkları altında kimlikler ve aralarında büyük çatışmalar var. Yakında "dinci" ve "dinci olmayan" kimlik problemi de bu karmaşalığa eklenecek. Kimlik karmaşası - bu bir psikolojik süreç; ekonomi, eğitim, politika gibi gerçek dünya süreçlerini allak bullak etmiş durumda. Sayın Gül'ün görüşmemiz sırasında bana da söylediği gibi Türkiye, Kıbrıslı Türkleri desteklemeye ve onların Rumlarla "eşit" olmalarını sağlamaya devam edecektir. Fakat Rumlarla görüşmelerde çok dikkatli olmalıyız. İleride Kıbrıslı Türklerin tekrar bir "azınlık" olmalarından ve ezilmelerinden çok korkuyorum. Türkiye'de medyanın Kıbrıs'taki kimlik karmaşasına yardım edecek şekilde bir girişimde bulunmaması ve gelişmekte olan Kıbrıslı Türk-Rum görüşmelerine daha yakından bakıp, tehlikeli yönleri halka duyurmaması beni üzüyor.
  
 
Türkiye'deki kutuplaşmaya üzülüyorum...
 
 
F.Y.:                                           Türkiye'nin  etnik problemlerinin "dini" devreye girdiğini ve bunun da tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini açıklamıştınız. Cumhurbaşkanı Gül'le görüşmenizde bu kaygılarınızı dile getirme imkanınız oldu mu?
V.V.:                                           Sayın Gül ile bu konuyu konuşmadık. Türkiye'deki "
etnik problemlerin dini devreye girmesi" diye bir şey yok. Türkiye'de, hem etnik problem hem de "dini politikada kullanma" problemi var. Din, bir problem değildir. Herkes istediğine inanmakta serbest olsun. Problem olan, dini politika süreçleri için kullanmaktır. İkisi arasındaki farkı hiç unutmayalım. Dini, politika süreçleri için kullanmaya karşı olmak, dine karşı olmak değildir. Dini politika için kullanmanın tehlikeli sonuçlar doğurduğunu gösteren tarihi çok delil vardır. Bugünkü Türkiye'de dinin politika süreçleri için kullanıldığını her gün görüyorum. Bu da zemindeki halk arasında yetkili olmayan birçok kişiye dini bahane ederek toplum süreçlerine burunlarını sokmalarına izin veren bir durumu ortaya koyuyor. Mesela bir kadın heykelinin demirden yapılmış bacağını saklamak veya kırıp atmak gibi benim korkunç ve ayıp olarak algıladığım olaylar ortaya çıkıyor. İşte tehlikeli olan budur. Tabii ki böyle olaylar eskiden de vardı. Fakat şimdi çoğaldı. Daha önemlisi bunlar "demokrasi" veya "gelenek" başlıkları altında incelenmeye çalışılıyor. Dini politika için kullanmanın demokrasi ile alakası yoktur. Bu bir gerilemenin işaretidir ve Türkiye'de geliştiği için içim kan ağlıyor. Türkiye'de  yeni bir Türk Kimliği'nin geliştirilmesi gerektiğini ima eden bir süreç ortaya çıktı. Bir kutuplaşma oldu. Bu kutuplaşmayla uğraşmak da enerjimizi tüketiyor. Çok yazık! Niye Türkiye'de dini politika için kullanmaya son vermek ve kutuplaşmayı ortadan kaldırmak için ciddi bir girişim yok?

F.Y.:                                          Türkiye'yi kadınların kurtaracağı yolundaki iddianız devam ediyor mu?
V.V.:                                          Böyle birşey söylememin altında yatan düşünceler önemli. Türkiye'de
dini politika için kullanmanın, kişisel dini inançlara hürmet etmekten söz etmiyorum, en büyük kurbanları kadınlardır ve bu süreç devam ederse Türk kadınları daha da ezileceklerdir. Birkaç yıl önce Türkiye, Gürcistan, Güney Osetya, Ermenistan ve Abhazya'da aile şiddeti üzerine yapılan iki yıllık bir araştırmaya katılmıştım. Bu ülkelerde aile şiddeti çok yaygın. Türkiye'ye geldiğimde birçok klinisyen arkadaş bana hasta olgularını anlatır. Türk psikoterapistleri, Türkiye'deki aile şiddeti hakkında delil verebilirler. Dini kullanmaya göz yumma, birçok Türk erkeğine aile şiddetine devam etmeleri için izin veriyor. Kadınları ezen bir millet, içinden çürür. Bu nedenle kadın haklarını polemik yapmadan koruyacak, kadın ve erkek eşitliğini gösteren modeller olacak Turk kadın liderlerin ortaya çıkmasını çok temenni ederim.
 
F.Y.:                                          Karizmatik bir lider çıkartamadığını söylüyordunuz. Son dönemde Putin ve Ahmedinecad'ın çıkışlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
V.V.:                                         Putin ve Ahmedinecad, kendi ülkelerinin menfaatleri için çalışan kişiler. Putin, Sovyet İmparatorluğu'nun çökmesiyle gelişen Rus aşağılanmasına cevap bulmaya çalışan bir kişi. Yaptıkları, genel olarak Ruslara göre başarılı sonuçlar veriyor. Ahmedinecad, benim anladığıma göre İran'daki birçok liderlerden yalnız biri. İran'ı idare edenler birden fazla, onların bir araya gelme sistemi çok karışık. Ben karizmatik bir liderden söz ederken bütün dünya insanları için insancıl duyguları olan 'medeniyetler veya dinler arası çatışma' gibi tehlikeli kavramları ortadan kaldırmaya çalışan birisinden söz ediyorum. 11 Eylül 2001'den sonra Amerika Birleşik Devletleri'nde demokrasiyi ve insan haklarını çiğneyen olaylar oluştu. Sevilen ve sözlerine önem vereceğimiz demokratik bir dünya liderinin varlığı da ortadan silinip gitti. Dünyanın böyle bir lidere ihtiyacı var.
 
F.Y.:                                         Böyle bir lider çıkarsa Bahçeşehir Üniversitesi'nde düzenlediğiniz "ötekini anlama" temelli uluslararası toplantıların sonuçlarını kendisiyle paylaşmayı düşünür müsünüz?
V.V.:                                  
      ABD, Arap Emirliği, Avusturya, Hindistan, İngiltere, İran, İsrail, Rusya, Türkiye ve
Ürdün'ü temsil eden önemli kişileri bir seri konuşma ve birbirlerini anlama için yılda iki-üç kez bir araya getirmeye başladık. Bu toplantıları Kuzey İrlanda'nın eski Parlamento Başkanı ve aynı zamanda bir psikiyatrist ve psikoanalist olan Lord John Alderdice ile yürütüyorum. Lord Alderdice, Kuzey İrlanda'da terörizmin ortadan kalkmasında rol oynayan önemli bir kişi. İstanbul'da Bahçeşehir Üniversitesi'nin bu toplantıların sponsorluğunu yapması ve bu toplantıların, Türkiye topraklarında yapılması benim için çok gurur verici. Üçüncü toplantımız birkaç ay sonra. Dünyadaki kutuplaşmalar hakkında çok şey öğreneceğimizi ümit ediyorum. Eğer benim tarif ettiğim gibi bir politik lider veya liderler ortaya çıkarsa, bu konuşmaların ortaya koyduğu veya koyacağı bilgileri onlarla ve onların bürokratlarıyla paylaşmak istiyoruz.
 
 
 
 
 
 
 
 
Copyright © Vamık D. Volkan and Özler Aykan 2007.
 
All rights reserved. 
 
 
Policies & Info / Accessibility / Sitemap / RSS / JSON
 Webmaster: Oa Publishing Co. 
Editor: Özler AYKAN
Last modified on: May 28, 2012