Vamık D. Volkan, M.D., DLFAPA, FACPsa.

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Prof. Dr. Vamık D. Volkan: Obama’nın geleceği Hillary’den belliydi...
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Politik psikoloji alanında dünyanın bir numaralı ismi olan, Prof. Dr. Vamık Volkan,
Nisan ayında gerçekleşmesi beklenilen, Amerika'nın yeni Başkanı Barack Obama
ve Türk Hükümeti görüşmesinde, Türk yetkililere önemli tavsiyelerde bulunuyor.
 
Prof. Dr. Volkan, Türkiye’nin "öncü gücü"nün farkında olarak,
Ermeni meselesinde, defansif tavırlardan kaçınmasını ve müttefikinin önüne reel politik kartlarla çıkması gerektiğini söylüyor.
 
 
 
 İşte ünlü Profesörün tavsiyeleri:
 

Amerika Başkanı, Barack Obama, Nisan ayı başında Türkiye’yi ziyaret edecek. Obama’nın Amerika’nın Irak’tan çekilmesinde Türkiye’nin oynamasını istediği önemli rol çerçevesinde Türkiye’ye geleceği söyleniyor. Bunun yanı sıra Amerikalılar, Obama’nın halkın çoğunluğunun Müslüman olduğu bir ülkeyi ziyareti ile bugüne dek uygulanan mevcut dış politikaların değiştiğini vurgulamak istiyorlar. Bu nedenle, Obama’nın Türkiye ziyareti hem Amerika hem de Türkiye için büyük bir fırsat olacak. Haber beni çok sevindirdi ancak bu haber yayılırken bir yandan da Amerika’daki bazı popüler internet haber sitelerinde, Türkiye’den "acayip bir müttefik" ("strange ally") olarak söz edildi. Bu ziyaret, gerçekleşirse, "acayip bir müttefik" olarak algısından kurtularak, dünya politikasında ciddi ve şerefli bir yer aldığımız onaylanmış olacak.

Amerikan popüler internet sitelerinde Türkiye’den "acayip bir müttefik" olarak söz edilmesinin sebebi nedir? Defans göstermeden bu soruyu sormamız ve ona göre diplomasimizi kullanmamız gerekiyor. Şimdiki Türk Hükümeti, Türkiye’nin Ortadoğu’da büyük ve etkin güç olması için gayret etmektedir. Bu takdir edilecek bir girişimdir. Türkiye’nin bu girişimi aynı zamanda Batı ve İslam dünyası arasında önemli ve sorumlu bir pozisyon da aramaktadır. Dünyadaki politik süreçler nedeniyle bu kolay bir girişim değildir. Ayrıca, Amerika’daki bazı çevrelerin Türkiye’yi "acayip bir müttefik" olarak görmeleri Türkiye’nin bu girişimlerini iyi anlatamamasıyla da ilgilidir.
 
 
 
 
 
 
 

 
"Kadınlar eziliyor" propagandası...
 
 
 
 
 
 
 
 
Türkiye’nin kabadayılık yaptığı, dini, gerçek dini inançlar dışında politik kazanç için kullandığı şeklindeki bakış açısı Amerika’da da yaygınlık kazanmaya başlamıştır. Daha geçen gün, hiç başka işimiz yokmuş gibi, klasik Batı müziği konseri veren hanımların elbiselerinin etek boyunun neden uzun olması gerektiği tartışıldı. Dolaşımda olan böyle yüzlerce acayip haber var. Türkiye hükümetinden, böyle konularla uğraşmanın ayıp sayılacağını halka bildiren bir ses çıkmıyor. Bu acayip haberlerin çoğu kadınların sosyal özgürlügünü kısıtlamakla ilgili ve bunlar Amerika’da Türkiye’nin kadın haklarını çiğnemeye başlayan bir ülke olarak algılanmasına neden oluyor. Bu yaklaşımlar da haliyle dinin politik araç olarak kullanılmasına yoruluyor. Çünkü, dinin politik alanda kullanılması daima kadınları ezer.

Herkesin bildiği gibi bu günlerde Barack Obama ekonomik krizle, finansal tehlikelerle uğraşıyor. Bu konu birinci derecede önemli görülse de bugünden yarına çözülebilecek gibi değil. Ve ekonomik krize rağmen Obama başkan olduktan hemen sonra insan haklarına saygı nosyonunu tekrar ABD’nin gündemine getirdi.

Sekiz yıllık George W. Bush döneminde bazı önemli ilmi çalışmalar kısıtlanmıştı. Obama hükümeti, "stem-cell" çalışmalarına tekrar izin vererek, ilmi çalışmalara destek vereceğini göstermiş oldu.

Bu ister istemez halkın dünya görüşünün modernleşmesini beraberinde getirecek bir gelişme. Bunlar küçük değişiklikler değildir. Bu alanlardaki destekleyici, ön açıcı çalışmalara devam ederse Obama dünyanın birçok yerinde "onarıcı lider" modeli olacak. Böyle bir kimlik geliştirmeyi kendinin de çok arzu ettiğini sanıyorum. Türk liderlerinin Obama ile konuşurken bunu bilmeleri gerekir.

Obama Başkan olur olmaz, aralarında Hilary Clinton olmak üzere, birçok kadına ve azınlık gruplarından gelenlere çok önemli mevkiler verdi. Türkiye’de kadın haklarının çiğnenmediğini göstermek için Türk kadın diplomatların da konuşmalara katılması, siyasette inisiyatif aldıklarını göstermeleri gerekiyor. Konuşulacak konular elbette çok önemli ama bir o kadar önemli olan hususda konuşma ortamıdır. Konuşmaların rahat bir ortamda geçmesi ve tartışmaya imkan verecek formatlar Obama’nın temsil ettiği politik yaklaşıma daha uygundur.

Obama Türkiye’yi ziyaretini gerçekleştirmeden önce, Amerika’daki Ermeni lobisinin ona mesajlar göndereceğini şüphesiz tahmin edebiliriz. Türk-Ermeni meselesinin Obama’nın Türkiye ziyareti sırasında masaya gelebileceği de kuvvetle muhtemel. Türkiye’nin Ermeni meselesini konuşurken defansif olmaması çok önemli bir husus. Türkiye’nin ve Ermenistan’ın geçmişe başka türlü baktığını söyledikten sonra reel politike dönüp bu konunun duygusal yönünü tartışma konusu etmeyeceğini net bir şekilde ifade etmesi gerekir. Ermeniler, bilhassa Ermeni diasporası, Ermenilerin başına gelen trajedinin Nazi Almanya’sında Musevilerin başına gelen büyük soykırımla aynı tutulması için on yıllardır uğraş verdi ve bu konuda başarı kazandı. Ermeni trajedisi ile Musevilerin soykırımı arasında farkları gösteren bir sayfalık özet bir metnin hazırlanması ve bunun uygun yer ve zamanlarda kullanılmasında fayda var.
 
 
 
 
 

 

Savunmacı diplomasiyle olmaz!
 
 
 
 
 
 
 

Bu metinde vurgulanması gereken nokta, genel olarak Ermenilere karşı ırkçı duyguların olmadığıdır. Fakat Türkiye’nin bu konudaki tavrında öne çıkması gereken husus, savunmacı bir söylemden özellikle kaçınmak ve Türkiye’nin Türkiye-Ermenistan ilişkilerini "reel-politik" bir zeminde ele aldığını ve Azerbaycan’ı gücendirmeden ilişkileri nasıl normalleştireceğinin yollarını aradığını göstermek olmalı. Türk hükümetinin böyle bir girişime hazır olduğunu Obama yönetimine bildirmesinin, Ermeni yasa tasarısının başımıza dert açmasını önlemek noktasında çok büyük fayda sağlayacağına kuşku yok.

Türk yetkililerin Obama görüşmesinde özenle üzerinde durmaları gereken bir diğer konu da PKK ile ilgilir. Türkiye’de Kürt asıllı vatandaşlar ile Türk asıllı vatandaşların aynı haklara sahip olduklarının altını çizmek ve Türkiye’nin Kürtlere karşı ırkçı ve dışlayıcı bir tutum içinde olmadığını anlatabilmek gerekecektir.

Kıbrıs’ta doğan ve her sene yaz aylarını Kıbrıs’ta geçiren bir Türk olarak Türkiye’nin Kıbrıslı Türkler için daha olumlu girişimlerde bulunmasını temenni ederim. Kıbrıs’ta çözüm bulunması için AB’nin girişimlerine destek veriyoruz, demek yeterli değildir.
 
 
 
 
 
 


Kıbrıslı diye bir halk yok!
 
 
 
 
 

Şu basit gerçeği ifade etmek hiç zor değil: "Kıbrıslı" diye bir Millet yoktur. Kıbrıs’ta yaşayan halk ya Rum’dur ya da Türk’tür. Amerika ve Avrupa, açıkça ifade etmeseler de bir "Kıbrıslı" Milleti ortaya çıkartmak istemektedir. Dünyanın birçok yerinden gönüllü veya zorla (Afrika’dan getirilen siyah insanlar) Amerika’ya gelen insanlar birleşip bir Amerika milleti ortaya çıkartmışlardır. Fakat bu tarihi süreç birçok nedenle Kıbrıs’la bir tutulamaz ve Kıbrıs’ta uygulanamaz. Uygulanması demek Kıbrıs’ta ikinci sınıf bir Türk azınlığın ortaya çıkması demektir. Buna verilecek tepki yeni trajedilere yol açabilir. Bunun dünya barışı için iyi olmayacağı ortadadır ve bu tür meseleleri reel politik zeminde konuşan herkes bunu anlayabilir. Yunanistan’la Türkiye arasında bir hudut olduğu gibi Kıbrıs’ta da Rumlar ve Türkler arasıda bir hudut olmalıdır. Kıbrıs küçük bir yer olduğu için bu hudut "delikli peynir" gibi olabilir. İki taraf deliklerden geçip beraber olabilsinler, fakat hudut onların kimliklerini korusun.

Bugün Kuzey Kıbrıs’ta "biz kimiz?" sorusu soruluyor. Bu çok büyük bir bilinç bulanıklığının işaretidir. Çok büyük bir problemdir ve bu problem bize aittir. Bu yüzden de çözüm için Avrupa Birliği’nin girişimlerine destek vermek yeterli değildir.

Türkiye ne yapmalıdır? Öncelikle dış dünyaya ‘Kıbrıslı’ diye bir Millet gelişmesinin gelecekte doğurabileceği problemleri ısrarla anlatmalıdır. On yıllardan beri AB üyesi olan bazı ülkeler Türkiye’de aşağılık duygusu yaratan birçok girişimde bulunmuşlardır. Doğrusu Türkiye de zaman zaman buna fırsat verdi. Obama’nın Türkiye ziyaretinin, eğer gerçekleşirse ve olumlu bir şekilde tamamlanırsa, Türkiye için tarihi bir olay olması mümkündür. Türkiye’nin dünyada hak ettiği yerini ‘acayip bir müttefik’ sıfatıyla değil gerçek gücüyle anlatabilmesinin fırsatıdır bu ziyaret. ABD Başkanı’nı ağırlayacak olan Türkiye defansif olmaktan kaçınan, aşırı mütevazı olmayan, bölgesel ve küresel gücünün farkında olarak ve çok rahat bir ortamda görüşmeli Obama ile. Bu görüşme hem Türkiye hem bölge için gerçekten tarihi bir öneme sahiptir.
 
 
Prof. Dr. Vamık D. Volkan, Charlettesville, Mart 2009.

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Copyright © Vamık D. Volkan and Özler Aykan 2007.
 
All rights reserved.
 
 
 
Policies & Info / Accessibility / Sitemap / RSS / JSON
 Webmaster: Oa Publishing Co. 
Editor: Ö–zler AYKAN
Last modified on: Apr 20, 2016