Logo

Vamık D. Volkan, M.D., DLFAPA, FACPsa.

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Dünyaca ünlü Türk akademisyen Prof. Dr. Vamık Volkan Lale Şıvgın’a konuştu...
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Prof. Dr. Vamık Volkan: "Sağa sola gidince duyuyorum.
PKK, sürekli Türkiye'nin Kürt vatandaşları ezdiği yalanını yayıyor". dedi. 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Lale Şıvgın
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Prof. Dr. Vamık Volkan, Lale Şıvgın
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Lale Şıvgın:                                      Birkaç ay önce Türkiye’ye geldiğiniz günlerde, Türkiye’nin gündeminde bambaşka şeyler vardı. O günlerde Türkiye Malezya olur mu sorusu soruluyordu, mahalle baskısı tartışılıyordu. Fakat şimdi bakıyoruz bambaşka bir gündemi var Türkiye’nin. PKK ve sınır ötesi operasyon gündemin birinci maddesi. Ama gündem değişse de kutuplaşmalar ve çatışma alanlarının varlığı devam ediyor. Türkiye adeta siyah ve beyaz gibi ikiye bölünüyor. Bu kadar hızlı  gündem değişikliğini ve her seferinde yeni bir kutuplaşmaya gidilmesini neye bağlıyorsunuz?
Vamık Volkan:                                Hepsi kimlikle ilgili, Dini kimlik var, Etnik kimlik var, Milli kimlik var, İdeolojik kimlik var.
 
 
 
 
 
 
 
 
L.Ş.:                                                  Bu çatışma alanları Türkiye için nasıl bir tehlike potansiyeli oluşturuyor?
V.V.:                                                Tabii ki PKK ile Türkiye arasındaki çatışmanın tehlike potansiyeli var. Ama çatışmanın yanında gri renk de var. Tamamı siyah beyaz değil. Öncelikle, gurur duyacağımız çok önemli bir şey var. PKK yıllardır var. Böyle olduğu halde bu kadar felaketlerden sonra, bu kadar kişi öldükten sonra bile, Türkiye’de ayrımcı bir politika gelişmedi. Kürt vatandaşlara karşı tabii ki hisler var. Türklerin de Kürtlerin de hisleri var. Fakat bu fena bir duruma çıkmadı, bununla gurur duymamız gerekiyor.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Prof. Dr. Volkan: Türkiye’de ırkçılık yok!
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
L.Ş.:                                                Bu Türkiye’ye özgü bir durum mu, yoksa gri alanlar tüm dünyada sık rastlanır bir şey mi?
V.V.:                                               Benim gözlemlediğim, Avrupa'da yaptığım araştırmalara göre, bizler bunu başarmışız. Avrupa’da olsaydı bunun başarılacağını tahmin etmiyorum. Belki de Osmanlı zamanından kalma gelenekler bize yardım etmiştir, biz başkalarıyla beraber yaşamayı biliyoruz. Bu ırkçılık denen kötü şey bizde yok. Elbette farklı hisler var. Şehitler oluyor, Türk iseniz bir tepki tepki vereceksiniz, fakat fena ırkçılık çıkmadı bu ülkede. Bu bir mucize vallahi.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
L.Ş.:                                               Bu bir mucize diyorsunuz ama Avrupa ve Amerika'dan Türkiye’ye bakan uzmanlar Türkiye’yi ırkçılık persfektifi ile değerlendiriyorlar.
V.V.:                                              İşte bunu Avrupa’ya gururla göstermemiz gerekiyor. Türkiye’de 20 bin 30 bin kişi öldü, felaketler oldu, böyle olduğu halde fena bir ırkçılık ortaya çıkmadı dememiz gerekiyor. PKK, Türkiye’ye karşı yalnız tüfek tutmuyor, planlar da yapıyor. Ve biliyorsunuz Ermeniler kendi başlarına geleni, Yahudi soykırımına misal olarak geliştirmişlerdir. Bana göre PKK da aynı  şekilde bir şey geliştirmeye çalışıyor ve bunu Avrupa’da yayıyor. Dediğiniz doğru ben Avrupa’ya gittiğim zaman sanki biz ırkçıymışız gibi Türkler ırkçıymış gibi bir şeyler söylüyorlar. Ben bunu hemen bağırarak düzeltiyorum. Benim istediğim Türkiye de öyle bir plan yapsın ki bunu söyleyebilelim, bunu durdurabilelim.Ama bunun nasıl olacağını göremiyormuşum gibi geliyor bana bazen.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
L.Ş.:                                              Böyle bir plan, böyle bir vizyon göremiyor musunuz Türkiye’de?
V.V.:                                            Belki vardır. Biliyorsunuz ben birkaç aydan beri buradayım. Fakat bunu gerçekten görmek isterim. Belki politikacılar değil de politika dışındakilerin yapması gerekiyor bunu. Türkiye’de bilim adamları var, yeni sivil organizasyonlar kuruluyor. Bunların bu işe bakması gerekir. Bu işler politikaya karıştımı sizin önünüzü kesiyor. Türkiye’de terörist olmayan Kürtler var. Bunların Türklerle biraraya gelip bu tür organizasyonlar içinde konuşmaları gerekiyor. Uzun süre yavaş yavaş konuşmaları gerekiyor. O zaman bazı stratejiler ortaya çıkabilir.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Prof. Dr. Volkan: PKK’da Ermeni taktiği...
 
 
 
 
 
 
 
 
L.Ş.:                                               Çok önemli bir şeyin altını çizdiniz. PKK da Ermenilerin stratejisini uygulamaya hazırlanıyor dediniz. PKK ne yapmaya hazırlanıyor tam olarak? Yani, onlar da “Kürtlere soykırım yapıldı” mı diyecek?.
V.V.:                                             Gerçekten bunu söylemeye çalışıyorlar. Ben sağa sola gidiyorum duyuyorum. Otomatik olarak siz Türksünüz, Kürtlere soykırım yaptınız diyorlar. PKK da Türkiye’nin Kürt vatandaşları ezdiği şeklinde yalan yanlış bir bilgiyi yaymaya çalışıyor.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Biz kimiz?
 
 
 
 
 
 
 
 
 
L.Ş.:                                                Türkiye’de “Biz kimiz?” suali ortaya çıktı diyorsunuz. Gerçekten de Türkiye’de son yıllarda ciddi kimlik tartışmaları yaşanıyor. Alt-üst kimlik tartışmaları yapıldı, Türkiyeli mi, Türk vatandaşı mı yoksa Türk mü demeli sorusu soruldu. Atatürk’ün “Ne mutlu Türküm diyene!” sözü bile tartışma yarattı. Anayasadaki Türklük kavramının da değiştirilmesi gündemde. “Biz kimiz” sorusu neden soruluyor sizce?
V.V.:                                             “Biz kimiz?” sorusu yalnız Türkiye’de değil başka yerlerde de ortaya çıktı. Mesela Fransa'da. Televizyonda izlediğimde görüyorum, her tarafta biz kimiz sorunu var. Bunun bence en büyük nedeni Sovyetler Birliği'nin çökmesi oldu. Osmanlı İmparotorluğu çöktüğü zaman aynı şey olmuştu. Biz kimiz?, Bulgaristan mıyız?, Bulgar mıyız?, Sıpr mıyız?, Yunan mıyız?, Ermeni miyiz? İmparatorluklar çöktüğü  zaman İmparatorluklar altında yaşayan kişilerde "biz kimiz" sorunu ortaya çıkar guruplarda. Afrika'da sömürgeciler çekilince biz kimiz sorunu ortaya çıktı, Hindistan'da da bu yaşandı. O zamana kadar dünya, Batı dünyası ile komünist dünya olarak ayrılmıştı. Bir terazi vardı. Terazi ortadan kalkınca biz kimiz sorunu ortaya çıktı. Şimdi etnik kimliklerin üzerine başka bir şey de eklendi; bu da dini kimlik oldu. Dini kimlik, Müslüman olan ve Müslüman olmayan dünyası şeklinde. Bu endişe sadece Türkiye’de değil dünyada da var ama bizim durumumuz daha zor.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
L.Ş.:                                                Neden daha zor?
V.V.:                                              Bir bakıma zor. Mesela Atatürk’ün yaptıklarını, onun büyüklüğünü anlamamız gerekiyor. Osmanlı’nın battığı zaman yaptığı şeylere bakmamız gerekiyor. Kuzey Irak'ta bir Kürdistan kurulsa ve biz Türkiye’deki Kürt asıllı vatandaşlara orada mı yaşamak istiyorsunuz yoksa Türkiye’de mi diye sorsak bana öyle geliyor ki çoğu Türkiye’de kalmak ister. Çünkü onların da vatanı burası.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Prof. Dr. Vamık Volkan: Çadırı sağlam tutmalıyız...
 
 
 
 
 
 
 
 
L.Ş.:                                              Türkiye’de “Biz kimiz?” sorusunun önüne geçecek bir ortak kimlik algısı yok mu?
V.V.:                                             Ortak bir kimlik zaten var. Kanuni bir Türkiye Devleti, milleti var. Türkiye’de çeşitli etnik kökenden insanlar yaşıyor, senelerce beraber yaşamışız. Bu çadırı sağlam tutmamız gerekiyor. Bir çadır var ve çadırın altında da bir hayli insan var. Onların kendi kendine küçük çadırı olabilir. Onlara hürmet ederiz ama büyük çadır yerinde kalır.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Copyright © Vamık D. Volkan and Özler Aykan 2007.
 
All rights reserved. 
 
 
Policies & Info / Accessibility / Sitemap / RSS / JSON
 Webmaster: Oa Publishing Co. 
Editor: Özler AYKAN
Last modified on: May 28, 2012